Hosgeldiniz   Efkanigdir.de   Willkommen

          Hosgeldiniz   Efkanigdir.de   Willkommen

       Home/Giris

 

   Kitap ve yeni Şiirler

 

  Radio/Radyo

 

   Uyy uyy Anacığım

   Yaralarım

   Mutluluğun Türküsü

   Son ve sonsuz aşkım

   Sorry sevgilim

   Tadı mı olur?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ve yeni Şiirler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ve yeni Şiirler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ve yeni Şiirler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Kitap ve yeni Şiirler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ve yeni Şiirler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ve yeni Şiirler

 

 

    

Uyy uyy Anacığım!

Ben sensiz ne yapacağım

Yaşım dört, adim çile.

Ölümünle başladım,kara günlere...

İlk günler kolaydı.

Komşular Kahvaltı getirdiler,

Beni kucaklarına alıp sevdiler.

Baban seni büyütür okutur

                 adam eder dediler

Beni cesaretlendirip avuttular.

Uyy uyy anacığım!

Ben sensiz ne yapacağım.

Daha kırkın bile dolmamıştı ki.

Babamdan olmuyor onsuz olmuyor,

Onsuz yapamıyorum sesleri.

O nedir? necidir? ekmek midir?,

mıdır? bana yoldaş mıdır?

Bilmiyordum bilemezdim de.

Ay dolandı günler geçti

Bir gün babam bir kadınla

                             eve geldi.

Kadın hoş giyimli dudakları boyalı.

Yüzü gülüyor gözleri kızgın.

Bumu oğlun? dediğin de...

Dili merhaba evladım.

Gönlü kurtulurum bir gün

             senden diyordu.

Bir bakış bir sırıtma yetti her şeyi

A n l a m a m a .

Babamın da onsuz olmuyor

                           dediğinin.

       Bu olduğunu da anladım.

Uyy uyy anacığım,

Ben sensiz ne yapacağım.

Günler hızlı geçti.

Babam cici anneyi seçti.

Şimdi evde dört kişiyiz.

Babam, ciciannem,

         ben ve kara günlerim.

Önce giyeceğimden kısıldı.

Sonra yiyeceğimden kısıldı.

Daha sonra yaşam

                     alanım sınırlandı.

Özgür güleç sevecen iken.

Arsız, soysuz, mayasız

   bir çocuk edildim.

Babam mı? sorma onu anacığım.

Bir şeytansı göz,

bir avuç göttün uğruna.

S a t t ı b i z i . . .

Seni unuttu.

Beni dirhem-dirhem yok ediyor.

Uyy uyy anacığım.

Ben sensiz ne yapacağım.

Gün günü kovaladıkca.

Kahvaltım tokat,

              öğle yemeğim değnek,

Akşamları ise ahıra kilitlendim...

Dur cicianne dur vurma!

Dur baba dur vurma!

Sesleri ile tüm köyü inlettim

Onu da yapacağım,

bunu da yapacağım.

Durun be durun vurmayın!

Sizi ve bu diyarı terk edeceğim...

Ahh! Anacığım! Beni doğurup,

Baba denen adı" baba",

Anne denen adı "anne".

Bu nalet zalimlerin eline

                           bırakacağına.

Doğurmasa idin ne olurdu.?

Uyy uyy anacığım,

Ben sensiz ne yapacağım.?

Ay dolandı yıllar geçti.

Yaşım dörtten yediye erdi.

Çocukluğumu yaşamadan

                                   büyüdüm.

Ama, yedimde yirmilik cin gibiydim

Bir gün, durumu bilen,

''Bir dost pir dost Ali dayı''.

Bana bir otobüs bileti verdi.

''Bu biletle buralar dan İstanbul'a

 kaç"dedi.

Bunu bilen, O pir insan, yamalı

 yatağım ve dört duvar.

Birde beni bu hallere düşüren,

F e l e k!...

Gece soğuk yol uzun.

İçime girdi hüzün.

Nedir bu İstanbul neresidir.?

Ne yapılır, nasıl yaşanır orada.?

B i l m i y o r u m .

Nedir bu çilem Tanrım,

Önümü bile göremiyorum.

Uyy uyy anacığım.

Ben sensiz ne yapacağım.

Düşündüm gece boyunca,

Karnımı doyuramayıp,

Sırtımı ısıtamaz isem,

Deniz denen bir kocaman

                                    göl varmış.

Herkese kapısı açıkmış,

Her şeyi bağrına basarmış.

O doğa Anaymış.

Basar beni de bağrına,

Götürür anamın yanına d e d i m.

Uyy uyy anacığım.

Ben sensiz İstanbul da  

              ne yapacağım.?

Sabah güneşi ile girdim İstanbul'a.

Arabalar, gökteki yıldızlar,kadar...

İnsanlar,otlaktaki karıncalar

                                          kadar çok.

Yürüyen yok. Hepsi koşuyorlar.

Ziyana girmiş sığırları

                              kovalarcasına.

Benizleri Sığırcı Ahmet'inkine

  benziyor, kansız bomboz.

Şalvarlı göremiyorum, allı morlu

 dar pantolonlar.

Allah korkusu taşımayan kadınlar.

Dudakları boyalı, kol ve bacakları açık..

Bazıları ise gidemediğim

 Okula gelen,

Yusuf öğretmen gibi,

Takım elbise giyinmişler,

Kravat takınmışlar, ellerinde çanta,

Gözlerinde gözlük

                     ve yüzleri sevecen.

Bir süre sonra bende

                 onlara katılacağım.

Ben kim olacagım,?

    Ben ne olacağım.?

Bir bilen var, başka yok.

Uyy uyy anacığım.

Ben sensiz ne yapacağım.?

Top kapı son durak dediler.

İndim Otobüsten,ne çantam,

 nede torbam var.

Kaplumbağa misali

              yatağım sırtımda.

Kalabalıkla beraber aşağıya

                         aşağıya yürüdüm.

Köydeki en uzak tarlaya üç kez,

Gidip gelinecek kadar yol teptim.

Hala insanlar dolu hala

                 insanlar koşuşuyor.

Ben ise, açıktım,

                 yemek ister canım.

Fakat burada ne komşu Ayşe hala.

Nede 40 yıllık dul Fatma nine var.

Bana yemeye ne varsa ver sinlerde

Karnımı doyurayım hazır helal.

Ahh Ayşe halalar!

  Ahh Fatma nineler!

Ahh yıkılası köyüm!

gözümde tütünüz.

Bu düş ile Deniz denen o koskoca,

Gölün kenarına geldim.

Etrafımda ağaçlar, ne meşeye,

Ne dut a; nede armut a benziyor.

Açlığım yine geldi aklıma,

Karnım bana dürtüyor.

Yorulan ayaklarlım sızlıyor.

Korkan yüreğim zum zum çarpıyor.

Off off anacığım!

İstanbul da deniz güzel, Park güzel,

Görünen heybetli minareler güzel.

Fakat ben yalnız ben sensiz

ve kimsesiz.

Neredeyim? niceyim?

Ne olacağım hala bilemiyorum!?

Hal böyle iken ,

Orada, o ağacın altında uyumuşum.

Karın aç, ayak yorgun, ser yorgun.

Ne yapacağını bilemeyen

beyin yorgun.

İşşt işşt diye bir sesle uyartıldım.

Bir adam orta yaşlı, çok olmasa da

                   ak saçlı.

Kareli gömleği, ütülü pantolonu,

Cepli yeleği ve ceketi var.

Fakat kravatı yok.

Sevecen bir yüzde sert bir sesle.

"Herkes köprü altında, sen bura

 damı yatıyorsun."

D e d i ğ i n d e !.

Önce korktum adamdan.

Fakat bakışları ciciannemin

 bakışlarına, B e n z e m i y o r d u.

Sertti ama babacan idi.

Hızlıca kimsin? nesin? necisin?

Kimin var burada? diye sordu.

Bir Anam vardı, o da öldü.

Kimim kimsem hiçbir şeyim yok.

"Açımısın?" diye sorduğunda.

Cevabını gözlerimden kendi okudu.

"Gel benimle!"dedi.

Beni bir bakırcı dükkanına götürdü.

Sıcak çorba ısmarladı.

Kasabadaki ekmekten getirtti.

Yedim tıka-basa,

yedim ve doydum.

"Allah razı olsun" -dedim.

İstanbul da yad ellerde.

Yad adama sığındım.

 

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

E

F
K
A
N
İ

            

          Yaralarım

Şuram da şuramda yaram

 Aha şuramda.

Doktorda gelse çare bulamaz.

Bilmiyorum, nerede nerelere gidem.

Dağlar oyy oyy...

Yunus da olsam onu bulamam.

Yol bilmem iz süremem.

 

Gitsem de ardı sıra dil bilmem.

Dostu düşmanı ayırt edemem

Garip doğdum garip ölür oldum.

Dağlar oyy oyy...

Beli ki sebep budur, ağlarım gülmem.

Göz yaşlarım dostum benim

Yıllar, umudum benim.

Gayrı göz yaşlarım dostum benim.

Acılar dertler yoldaşım benim.

Bir Efkan doğdu bir Efkan ölür gider,

Dağlar oyy oyy...

Gayrı sana diyecek sözüm

  yoktur benim.

Ses kesilir çürür biterim.

       Mutluluğun Türküsü

Sevgilimden mektup, satır satır sevgi,

Sayfa sayfa mutluluk dolu.

Sevdim ilk harfinden son harfine dek.

Ara sıra ağladım,

           gülmek ister iken delicesine,

Yazmak istedim, onu beni mutluluğumuzu,

Dize dize satır satır.

Mutluluğun türküsünü yazamadım.

Deyin bana, kurban olayım.

Neden acıyı aş etmişiz?

Mutluluğu göz yaşı etmişiz.

Neden aptallıklarımıza kader demişiz.

Biz mi suçluyuz yoksa,

Yoksa bizi biz etmeye çalışanlar mı?

Hatta edenler mi.?

Beynim çatlıyor, dil amalar dayım.

Mutluluğun türküsünü yazamıyorum.

Dünden bugüne Yunus oldum,

Pir sultan oldum, Veysel,

Ve yüzler oldum düşündüm türkü türkü.

Nemsimi oldum, Nazım oldum ,

Aziz Nesin oldum yazmaya çalıştım.

Acıyı hicranı öykü öykü.

Olmuyor o l d u r m u y o r l a r,

Ne mutluluğun türküsünü,

Nede düşünen İnsanın öyküsünü

Yazabiliyorum.

Yazılan türküleri söylesem,

Olan öyküleri okusam,

Dardayım, z o r d a y ı m,

Sivas ellerinde Madımaktayım.

Yobazlar kuşatmış çevremi yanmaktayım.

  Son ve sonsuz aşkım

Bir mektup senden,

Hayatım diye başlamışsın.

Ne güzel, ne anlamlı.

Gözlerim yaşardı.

Özlemim arttı.

Sevda dolusun, hasret dolusun.

Son ve sonsuz aşkım.

Dertlerini, düşüncelerini,

Hayallerini, umutlarını,

Senle var olan bana yazmışsın.

Benle muhabbet etmişsin.

Kızarak, severek fakat küsmeden.

Karamsarlığa kapılmadan.

Yazmışın satır satır, sayfa sayfa...

Yaz bana her şeyi, tüm yürekliliğinle

Kitaplar doldururcasına,

Okuması zevkli,

Seni, anlamam gerekli.

Son ve sonsuz aşkım.

Yaz bir daha yaz !

Yanımdayken mutluluğunu.

Bensizken yalnızlığını.

Kaderciliğini, gelenekçiliğini

Törelerin anlamsızlığını.

Sevdanın kutsallığını.

Tüm cesaretinle.

Harflere dokuna dokuna,

Satırlara vura vura,

Yüreğime gire gire,

   Y a z !

Son ve sonsuz aşkım.

Yaz beni sevdiğini,

Sevenlerin, sevinsin diye.

Sevmeyenlerin, kudursun diye.

       De Gülüm !

Beni sevdiğini, benim gibi

Dağa taşa,uçan kuşa...

Mutluluğumuzu istemeyenlere,

Sevdamızı kıskananlara,

Yarınlarından habersiz

Umutsuzlar ordusuna,

    Anlat kurbanın olayım,

Leylaların mecnunların,

Keremlerin Aslıların aşkına.

Sevip de sevilenlerin anısına.

Allah'ın aşkına ...korkma anlat.

   Söyle Gülüm,

Beni 21. yüzyılın Mecnunu ettiğini.

Her fırsatında her anında .

Son aşkım sonsuz aşkım.

         Sorry Sevgilim

Bugün sesini daha fazla duymak

                                                 istedim.

Yine rüyamdaydın, kısa film gibi.

Yalan yanlış bir şeyler yaşadık.

Tam anlayamadım.

Ama ermek istedim o an sana.

Rüyalarımda da olsa seni saramadığım,

Sana erişemediğim için.

                    Sorry sevgilim.

Sabahı zor ettim.

Sesini duymak için sarıldım telefona.

Evde yoktun, baban çıktı

            telefona. Ahh...Ahh...!

Geçmek bilmiyor zaman.

Konuşmam gerek,

         Sesini duymam gerek.

Diyerek, bir süre...

Savaştıktan sonra tekrar

                saldırdım telefona.

Yine evde yoktun.

Ve yine telefonda baban.

Ders vermeye gittiğini söylüyor.

Ohh... Canım sevgilim.

Ne güzel şey. Birilerine doğru

                          bir şeyler öğretmek.

Bana da öğretmeni isterdim,

                                   bildiğin her şeyi.

Bir dost bir öğretmen duyarlılığında.

Bir sevgili sıcaklığında.

Ahh... Senin yanında olmak için

Şuan şimdi, neler neler yapardım?

Fakat olmuyor oldurmuyorlar

                                  yapamıyorum.

Olmadığı olamadığı ve

yapamadığım için.

         Sorry sevgilim.

Bu son diyerek açtığımda telefonu,

Duydum, bos bulanık boğuk sesini.

Ne olduğunu?

Nasıl olduğunu bilmeden.

Kızmışım bağırmışım sevgilime.

Cahillik etmişim, üzmüşüm bir tanemi.

Kendime geldiğimde anladım

Aptalca kıskançlığımı.

Kıskançlığım sevgimdendir,

Beni anlaman umuduyla.

         S o r r y  sevgilim.

       Tadı mı olur?

Tam dört gün önceydi.

Düğünde gördüm seni.

Hoş giyimliydin, sevimliydin.

Gözlerin gözlerime değdi.

Fakat, ellerin ellerimde değildi.

Olmayınca ellerin ellerimde.

Tadı mı olur?

Seni sordum?

Seni buldum.

Bir bayram günü kapını çaldım.

Sen açtın kapıyı ve yalnızdın.

Sıktım ellerini delice,

Baktın gözlerime derince.

Birileri şimdi gelir deyince.

Ayrıldım oradan gizlice.

Yetmedi, doyamadım sana.

Tutsam da elini, dalsam da gözlerine,

Öpemeyince dudaklarını,

Tadı mı olur?

Gün ola harman ola.

An gele kapım çalına derken,

Geçti haftalar.

Şimdi o benim sevgilim,

Ekmeğim, aşım, ağzım dilim.

Bu akşam bana gelecek,

Gurbet kuşu, sıla çiçeğim.

Ben hazır, masa hazır,

Yazdığım şiirler hazır...

O gelemese bu gece,

Tüm bu yapılanların.

Tadı mı olur?

Üç kere zil çalındı.

Güzel içeri alındı.

Artık tüm gece bizimdi.

Tutsun eller elleri.

Baksın gözler gözlere.

Dokunsun dudaklar dudaklara.

Yansın bedenler dokunuşlarla.

O an orada Aşk olur.

O Aşkın adı olur.

O Aşkın tadı olur,

   S e v g i l i m.

 

                    Home/Giris        Atagold Juwelier          Kitap ve yeni Şiirler          Atagold Reisen